Image
20.06.2018 / 08:39 Okunma Sayısı: 2331

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE EN SIK RASTLANAN SAĞLIK SORUNU: OBEZİTE

Dünya çapında giderek yaygınlaşan ve en ölümcül hastalıklardan biri olarak kabul edilen obezite; farklı yaş gruplarında gözlenebilen ve farklı nedenlerle oluşabilen bir rahatsızlıktır.
Mücadele etmesi zordur, özveri ister ve kronikleşmesiyle birlikte kişilerin hayat kalitelerini düşürür. Zaman içerisinde fazla kiloya bağlı olarak diğer hayati tehlike yaratan hastalıklara da yol açabilmesi obezite ile mücadelenin önemini arttırmaktadır. Bu hastalığın görüldüğü yaş aralığının giderek genişlemesi ve her geçen gün daha çok kişinin fazla kilolarıyla mücadele etmek zorunda kalması obezite farkındalığını arttırmaya başlamıştır.
Obezite Nedir?
Obezite; harcanandan daha fazla kalori tüketilmesinin alışkınlık haline gelmesi ve vücutta aşırı yağ birikmesi sonucunda; tüm metabolizma sağlığını tehdit edip kimi zaman ölümcül sonuçlara yol açabilen, fiziksel ve psikolojik travmalara da neden olup tedavi gerektiren kronik bir hastalıktır. Obeziteyi bu denli tehlikeli kılan özelliği, aşırı yağlanma sonucu tehlikeli hastalıkların oluşuma davetiye çıkarmasıdır. Kişilerin harcadığından fazla kalori alması ve bu durumun süreklilik arz etmesi durumunda obezitenin ilk adımları atılmış olur. Zaman içerisinde kişilerin kilosu fazlalaşır ve gün geçtikçe günlük hayatlarından ödün vermek zorunda kalacak şekilde kilo almaya devam ederler. İnsülin direnci, kalp ve damar hastalıkları, uyku apnesi, astım, karaciğer yağlanması gibi insan hayatını tehlikeye atan hastalıklara yol açan obezite, ülkemizde de giderek yaygınlaşmaktadır. 2010 yılında yayımlanan araştırma sonuçları kapsamında Türkiye nüfusunun %30,3’lük bir kesiminin obezite hastalığına yakalandığı tespit edilmiştir.
Obezite Nasıl Saptanır?
Obeziteyi vücutta aşırı yağ birikmesi sonucu oluşan bir rahatsızlık olarak tanımladık. Ancak “aşırı” sınıflandırılmasını yapılabilmesi için uygulanan, dünya çapında kabul gören bazı parametreler bulunmaktadır. Bir kişinin obez olup olmadığını anlamanın en kolay yolu, “Vücut Kitle İndeksi” hesaplamasının yapılmasıdır. Vücut Kitle indeksi, bir diğer ifadeyle ”Beden Kitle İndeksi” hesaplamasının yapılabilmesi için kişinin kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesi gerekir. Bu hesaplama sonucunda çıkan değer VKİ çizelgesine bakılarak değerlendirilir ve kişinin obez olup olmadığına dair saptama yapılır. VKİ (Vücut Kitle İndeksi) çizelgesine göre değeri; 18,50 – 24,99 olan kişiler normal, 25 – 29,99 olan kişiler fazla kilolu, 30 – 34,99 olan kişiler 1. Derece obez, 35 – 39.99 olan kişiler 2. Derece obez ve 40 ve üzerinde olan kişiler 3. Derece obez olarak sınıflandırılır. Obezite sınıflandırılmasında VKİ’nin tek başına bir kriter olarak kullanılmasına karşı çıkanlar da bulunmaktadır. Bu uzmanların görüşleri, bel kalınlığı ölçüsünün de dikkate alınması gerektiği yönündedir. Bel çevresinin kalınlığı ve VKİ değerlerinin birlikte değerlendirilmesi en doğru risk analizinin yapılmasını sağlayacaktır. Bel çevresi ölçümleri hesaba katıldığı zaman obezitenin saptanması şu şekilde olacaktır; Erkekler için; Vücut kitle indeksi değerleri 30 ve üzerinde olan; aynı zamanda bel ölçüleri 102 cm veya daha geniş olan erkeklerin obezite rahatsızlıkları olduğu kabul edilir. Kadınlar için; Vücut kitle indeksi değerleri 30 ve üzerinde olan; aynı zamanda bel çevresi genişliği 88 cm veya fazla olan kadınların obezite rahatsızlıkları olduğu kabul edilir. Obezitenin Nedenleri Nelerdir? Obeziteye neden olan birçok faktör vardır. Az sonra sayacağımız faktörlerin hiç biri tek başına kişilerin aşırı kilo almasına neden olmaz. Birden fazla faktör bir araya gelir ve sonucunda kişilerin aşırı kilo alıp sağlıklarının bozulmasına neden olabilir. Yanlış beslenme alışkanlıkları: Hazır gıda tüketiminin giderek artması kişilerin daha yağlı, daha şekerli, daha tuzlu besinler tüketmesi sonucunu doğurmuştur. Yüksek kalorili bu yiyeceklerin tüketilmesi obezitenin en temel sebepleri arasında yer alır. Yüksek kalorili besinler tüketilirken, hareketsiz bir yaşam tarzı benimsendiği takdirde obeziteye yakalanmak kaçınılmaz olur. Hareketsiz yaşam: Gün içerisinde az hareket eden kişiler yüksek kalorili yiyecekler tüketiyorlarsa kaçınılmaz olarak kilo alırlar. Kilo kontrolünün temel dayanağı; alınan kaloriden daha fazla kalori harcanmasıdır. Spor yapmayan, sürekli dinlenen kişiler kilo almaya yatkın olurlar. Genetik faktörler: Ailesinde obezite hastalığı olan kişilerin kilo almaya daha meyilli oldukları bilinmektedir. Ancak genetik faktörlerin obeziteye tek başına neden olamayacağı unutulmamalıdır. Kişiler sağlıklı beslenip aktivite seviyelerini yüksek tutarlarsa obezite riskini önleyebilirler. Kullanılan İlaçlar: Kişilerin düzenli olarak kullandıkları bazı ilaçlar iştahı arttıran hormonları tetikleyebilir. Bu gibi bir durumda iştah artışına bağlı olarak obezite oluşumu gözlenebilir. Yeme Bozuklukları: Obezitenin psikolojik nedenleri olduğu bilinmektedir. Duygu durumunun değişimine yemek yiyerek ayak uydurmayı tercih eden kişiler zamanla kilo alırlar. Yeme bozuklukları ve aşırı gıda tüketmek de obeziteye neden olan faktörler arasında sayılabilir. Hormonal bozukluklar: Obezitenin genetik nedenleriyle yakından ilgili olabilen hormonal bozukluklar sadece doğuştan gelmemektedir. Hormon dengesinde bozukluk olan kişilerin kilo alması kolaylaşır. Endokrinoloji uzmanlarına gidilmesi ve tedavi olması gerekmektedir. Bu nedenler haricinde; cinsiyet, obezite konusunda bilgi eksikliği, gelir durumu, alkol kullanımı, doğum sayısı, yaş ve hatta metabolizma hızının yavaş olması da obeziteye neden olan faktörler arasında gösterilebilir.
Obezitenin Belirtileri (Sonuçları) Nelerdir?Obezite sinsi bir hastalıktır; kişiler yavaş yavaş yavaş kilo almaya başlarlar ve zamanında önlem almazlarsa kilolarındaki aşırı artışla yüzleşmek zorunda kalırlar. Obezitenin belirtilerinin aynı zamanda obezitenin sonuçları olduğu unutulmamalıdır. Uyku apnesi, Aşırı horlama, Hafif tempolu hareketlerde dahi zorlanma, nefessiz kalma ve aşırı terleme, Bel çevresinin giderek genişlemesi, Düzenli uyunsa bile gün içerisinde aşırı yorgunluk ve halsizlik, Kas ve iskelet sisteminde ağrıların artması, Şeker hastalığının başlaması, Karaciğer yağlanması, Yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol, Depresyon gibi belirtilerin görülmesi kişinin obezite hastalığına yakalandığının göstergesi olabilir.
Obezitenin Tedavisi: Obezite oluşmadan korunma büyük önem taşımaktadır. Obeziteden korunma, çocukluk çağında başlamalıdır. Çocuk ve adolesan döneminde oluşan obezite, yetişkinlik dönemi obezitesi için zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle aile, okul ve çevre yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirilmelidr. Obezite tedavisi, bireyin kararlılığı ve etkin olarak katılımını gerektiren, tedavisi zorunlu, uzun ve süreklilik arz eden bir süreçtir. Obezitenin etiyolojisinde pek çok faktörün etkili olması, bu hastalığın önlenmesi ve tedavisini son derece güç ve karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle obezite tedavisinde hekim, diyetisyen, psikolog, fizyoterapistten oluşan bir ekip gerekmektedir. Obezite tedavisinde amaç, gerçekçi bir vücut ağırlığı kaybı hedeflenerek, obeziteye ilişkin morbidite ve mortalite risklerini azaltmak, bireye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Vücut ağırlığının 6 aylık dönemde %10 azalması, obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli yarar sağlamaktadır. Obezite tedavisinde kullanılan yöntemler 5 grup altında toplanmaktadır.Bu yöntemler; 1.Tıbbi Beslenme (Diyet) Tedavisi: Obezitenin tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi anahtar rol oynamaktadır. Obezitede beslenme tedavisi ile: Vücut ağırlığının, boya göre olması gereken (BKİ= 18.5 – 24.9 kg/m2) düzeye indirilmesi hedeflenmelidir. Tıbbi beslenme (diyet) tedavisinin bireye özgü olduğu unutulmamalıdır. Başlangıçta belirlenen hedefler, bireyin olması gereken ideal ağırlığı olabildiği gibi, ideal ağırlığının biraz üzerinde de olabilir. Uygulanacak zayıflama diyetleri yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri ile uyumlu olmalıdır. Amaç, bireye doğru beslenme alışkanlığı kazandırılması ve bu alışkanlığını sürdürmesidir. Vücut ağırlığı boya göre olması gereken (BKİ= 18.5 – 24.9 kg/m2) düzeye geldiğinde tekrar ağırlık kazanımı önlenmeli ve kaybedilen ağırlık korunmalıdır. 2.Egzersiz Tedavisi: Egzersiz tedavisinin ağırlık kaybını sağlamadaki etkisi halen tartışmalı olsa da, fiziksel aktivitenin yağ dokusu ve karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı, diyet yapıldığında görülebilen kas kütle kayıplarını önlediği kesin olarak kabul edilmektedir. Egzersiz tedavisi ile, tıbbi beslenme tedavisini destekleyici nitelikte bireylerin ağırlık kazanımları engellenebilmekte, zayıflama ve tekrar ağırlık kazanmanın önlenmesi sağlanmaktadır. Yetişkinlerin her gün ortalama 30 dakika orta şiddette egzersiz yapması önerilmektedir. Bu düzey bir aktivite günlük 840kj (200kkal) enerji tüketimini sağlar. Obez kişilerde her gün fiziksel olarak aktif olmak amaçlanmaktadır. Enerji harcaması kişinin vücut ağırlığı ve aktivite şiddetine göre değişir. Egzersiz tedavisinin temel ilkeleri: Egzersizin Türü ; Yürüyüş, Günlük Yaşam Aktivitelerinde Artış, Direnç Egzersizleri. Egzersizin Sıklığı; Her gün veya en az 5 gün/hafta. Egzersizin Süresi; 40-60 dk/günde 1 kez, 20-30 dk/günde 2 kez. Egzersizin Şiddeti; Maksimal Oksijen Tüketiminin % 50-70’iObez bireyde, egzersiz programının uygulanmasında dikkat edilmesi gereken en önemli konular, enerji harcamasını artırırken yaralanma riskinin en düşük düzeyde tutulmasıdır. Önerilen egzersiz programı, bireye özgü olmalı, eğlenceli, uygulanabilir ve bireyin günlük yaşam alışkanlıkları ile uyumlu olmalıdır. 3.Davranış değişikliği tedavisi: Vücut ağırlığının denetiminde davranış değişikliği tedavisi, fazla ağırlık kazanımına neden olan yemek yeme ve fiziksel aktivite ile ilgili olumsuz davranışları olumlu yönde değiştirmeyi veya azaltmayı, olumlu davranışları ise pekiştirerek yaşam biçimi haline gelmesini amaçlayan bir tedavi şeklidir. Davranış değişikliği tedavisinin basamakları: 1.Kendi kendini gözlemleme, 2.Uyaran kontrolü, 3.Alternatif davranış geliştirme, 4.Pekiştirme, kendi kendini ödüllendirme, 5.Bilişsel yeniden yapılandırma, 6.Sosyal destek4.Farmakolojik tedavi : Obezite tedavisinde kullanılacak ilaçlar hafif ve orta derecede ağırlık fazlalığı olan bireyler için uygun değildir. Kullanılan ilaçların, sağlık yönünden güvenirliliğinin saptanmış olması, obeziteye neden olan etiyolojiye uygun bir etki göstermesi, kısa ve uzun dönemde önemli yan etkisinin olmaması ve bağımlılık yapmaması ve bu tür ilaçların mutlaka hekim tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekliliği büyük önem taşımaktadır. Obezite tedavisinin başarılı olması için hastanın ilaç tedavisinin yanı sıra tıbbi beslenme tedavisi ve egzersiz tedavisini sürdürmeyi kabul etmesi ve düzenli olarak kontrollere gelmesi gerekmektedir.5.Cerrahi tedavi: Obezitede cerrahi yaklaşım temelde ikiye ayrılır. Besinlerle alınan enerjinin azaltılmasına yönelik bariyatrik cerrahide hedef, besinlerin gastrointestinal sistemde emilimlerini azaltmaktır. Bu amaçla bypass, gastroplasti, gastrik bantlama, gastrik balon vb. yöntemleri kullanılır. Rekonstrüktif cerrahide ise amaç; vücudun çeşitli bölgelerinde lokalize olmuş mevcut yağ dokularının uzaklaştırılmasıdır. Bu tedavi estetik ağırlıklıdır ve eğer hasta obezite tedavisinin gereklerini yerine getirmezse yağ birikimi tekrar gerçekleşmektedir.

ARŞİV HABERLER

SOSYAL AĞLAR