15.11.2018 / 09:38 Okunma Sayısı: 31

Av. Güney Cuma Can

‘Köy Enstitüleri’ (Araştırma Yazısı-2)

Genç Cumhuriyetin Eğitim, Kalkınma ve Vatandaşlık Modeli ‘Köy Enstitüleri’ (Araştırma Yazısı-2)
Eğitim ile vatandaşlık bilinci gelişmiş bildiğini yapan, teoriyi pratiğe dökme kabiliyeti olan öğrencilerin yetiştirilmesi için köy enstitüleri ülke çapında en fazla öğrenciye ulaşabilecek şekilde kurulurlar. Niyazi Altunya’nın araştırma yazısı ‘köy enstitüleri’ kurumuna çok boyutlu bakmamızı sağlar.
‘’Köy Enstitülerini çağdaş, demokratik eğitim kuramları yapan, sadece siyasal bir iktidarın desteğini sağlamış olmaları, onun modernleşme özlemini dile getirmeleri değildir. Yukarda değinildiği gibi, aynı dönemin öteki eğitim kurumlarının aynı sonucu vermemesi de, Köy Enstitülerin daha çağdaş eğitim ilkelerine dayandığını gösterir. Bir bütünlük, bir sistem oluşturan bu ilkeleri, kolaylık olması bakımından ayrı ayrı kısaca gözden geçirelim.
En Yüce Değer İnsandır
Tonguç’a göre, köy insanı yüzyıllardan beri ezilmiş ve geri bırakılmıştır. Halk egemenliğine dayanmayan imparatorluk düzeni, köylülere devlet yönetimine katılma hakkı tanımamıştır. Cumhuriyet rejimini gerçek bir halk egemenliğine dayandırabilmek için de insanları bir siyasal bilince kavuşturmak gerekir. Köyü kalkındırmak yetmez. Onun rejime sahip çıkması, daha ileri demokratik özlemlere sahip olması onu “canlandırmak”la mümkün olur. Tonguç şöyle diyor:
Köy meselesi bazılarının zannettikleri gibi, mihaniki bir surette ‘köy kalkınması’ değil manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köyü öylesine canlandırmalı ve şuurlandırmalı ki, hiçbir kuvvet, yalnız kendi hesabına ve insafsızca istismar edemesin. Ona esir ve uşak muamelesi yapamasın. Köylüler şuursuz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. Onlar da her vatandaş gibi, her zaman haklarına kavuşabilsinler… Köy meselesi bu demektir. (Canlandırılacak Köy, 1939, s. 88).
Köy Enstitüsü sistemi, her insanı, cins, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bir değer kabul eder. Eleyici değildir. Her insan için bir ödev yardır. Köy Enstitüleri Kanunu, daha en baştan insanca bir kural koymuş ve “öğretmen olamayacakların, başka meslek dallarına ayrılacağını” kurala bağlamıştır (m 3). Güçsüzlerin ve hastaların işlerinin, arkadaşları tarafından yürütüleceği kurala bağlanmıştır. Sistem tam anlamıyla bir kişilik eğitimden yanadır. Her insanın, bilimsel bilgi öğrenme yanında, müzik, spor, sözel sanatlar, resim etkinlikleri gibi etkinliklerden geçerek, çok yönlü gelişmelerine önem verilir. Bu tür etkinlikleri, klasik okulda olduğu gibi sadece özel yetenek sahiplerine özgü saymaz. Kişiliğin çok yönlü gelişimi, bilim ve teknolojiden olduğu kadar güzel sanatlardan da yararlanmayı gerektirir.
Kuram/Uygulama İlişkisi
Köy Enstitüsü sisteminde gerçek rehber bilimdir. Din hakkında bilgi verildiği halde, din eğitiminden ve inanç aşılamaktan sakınılmıştır. Bilimsel bilgiler, deneme ve gözlem olanaklarından yararlanılarak kazandırılmıştır. Merak eden, araştıran, neden sonuç ilişkisi üzerinde ısrarla duran bir anlayış temel alınmıştır.
Bir fizik kuralı sadece anlatılarak geçiştirilmemiştir. Örneğin, bileşik kaplar kuralı öğrencilerin kendi açtıkları su kanalları üzerinde, ısının etkisi demir işleri atölyesinde ya da kiremit ocağında, doğum, çimlenme, büyüme tarlada ya da hayvan ahırlarında gösterilerek, sağlam ve bilimsel bilgi öğretimine önem verilmiş, kuram-uygulama ilişkisi hiçbir zaman gözden kaçırılmamıştır. Aşağıda değineceğimiz “üretici eğitim” ya da “iş eğitimi” bu açıdan da büyük fırsatlar yaratmıştır. Tarım dersi ile Tabiat Bilgisi dersi, İş dersi ile Fizik-Kimya dersleri, Yapıcılık ile Geometri dersi vb. iç içe yürümüştür. Pratik yapılırken de hiçbir zaman kuram gözden kaçırılmamıştır. Öğretimde, belli bir örneğe göre bir eşyayı yapma gibi anlamsızlıklara yer verilmemiştir.
Gerek Köy Enstitülerinde, gerek köy okullarında talebe ve halkın yetiştirilmesinde… herhangi bir derste hayatla hakiki bağlılıklar temini prensibi üzerinde ısrarla durmak gerekir… Köy işlerinde tecrübeden geçmemiş fikirleri gevelemek, serbest tahrir derslerinde köye uygun olan veya uygun olmayan örneği taklit ederek yazı yazmak ve yazdırmak, Aritmetik, Fizik veya Kimya derslerinde manası anlaşılmayan formül ezberletmek gibi hususlardan yasak gibi sakınılmalıdır. (Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu ve İzahname, 1943, s. 96-97) Köy Enstitülerinde ve köy okulunda bilgi bir vasıtadır. Bu vasıta öğrencinin zekâsını işletmek, tasarım gücünü uyandırmak, onlara bazı çalışma ve düşünme metotları vermek için kullanılacaktır. Basit bilgi, köy Enstitüsünü ve köy okulunu saran iş hüviyetine asla denk düşmeyecektir. Köy Enstitülerinde… kabiliyetli …ruhi kudretinde varlık olan ve fikri kudretiyle iş başaran vatandaşlar yetiştirmemiz lazımdır. (Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu ve İzahname, 1943, s. 111)
Sistemi eleştirenlerin takıldığı konulardan birisi de “pratikle yetinmedir.” Sanırız yukardaki alıntı bunu çürütür. Ayrıca, işbaşındaki acemi kadroları mektup ve görüşmelerle eğitmeye çalışan Tonguç 4 Aralık 1944 tarihli mektubunda “elinizden çıkacak her iş evvela kafanızdan çıkmalı”uyarısında bulunmuştur. (Mektuplarla Köy Enstitüsü Yılları, 1976, s. 93)
Demokratik Eğitim
Tek Parti yönetiminin tüm devlet kuruluşlarına hakim olduğu bir dönemde demokratik eğitim olabilir mi? Olabilmiştir. Eğitim ilkelerinin ustaca düzenlendiği, buna göre uygulamanın yapıldığı bir yerde demokratik eğitim özlemi yaratılabilir. Yeter ki eğiticiler demokrasi kavramını sindirebilmiş olsunlar. Demokrasi özlemi Köy Enstitülerinde önce eşitlik ilkesiyle ortaya konulmuştur. Öğrenciler yapı işlerinde, tarlada çalışırken Enstitü yöneticileri sırtüstü yatamazlar. Öğretmenlerle öğrenciler aynı karavanadan, aynı yemekleri yerler. Büyükler küçükleri ezemezler. Herkesin gücüne göre iş yaptırılır. Enstitü sıkı bir örgütlülük içindedir. Ast-üst ilişkisinden çok, işlevsel bir örgütlenme sağlanmıştır. Bilene saygı gösterilir; çeşitli yönetsel görevlere getirilecek öğrenciler yeteneklerine göre seçilerek getirilirler. Herkes birbirine açık seçik hesap vereceğini bilir. Küme çalışmaları, birlikte iş başarma anlayışı yerleşmiştir. Öğrenci öneride bulunabilir, eleştirebilir. Kısaca, Köy Enstitülerinde yönetenle yönetilen aynıdır.
Üretime Katılma
Köy Enstitüsü sisteminin en çok sözü edilen ve sloganlaşmış bir ilkesinin “iş ilkesi” olduğu söylenir. Ancak, bu kavramın tam olarak açıklık kazandığı söylenemez. Tonguç’un “iş okulu” anlayışı ile öteki eğitimcilerinki farklıdır, “iş okulu” ya da “üretici okul” kavramı, sanayi devrimi ile ortaya çıkan bir kavramdır. Ortaya çıkışının, birbiriyle ilişkili iki önemli nedeni vardır.
Birincisi sanayi devriminin gerektirdiği üretici ve becerikli işgücü eğitimidir.
Teknolojideki patlama, yeni vasıfta işgücü istemiştir. İkinci etken, sanayi devrimi sonucu hızla değişen toplumsal hayata uyum sağlayacak, onun ürünlerini kullanabilecek, onun ürettiği değer yargılarını benimsemiş yurttaşlar yetiştirme gerekliliğidir. Bu okulun Almanya’daki en ünlü temsilcisi G. Kershesteiner, Amerika’daki temsilcisi ise John Dewey’dir. Dewey’in üretken, uyumlu bireyler, Kershesteiner’in de üretken, ulusal benliği gelişmiş Alman yurttaşları yetiştirmeyi amaçladığı açıktır. Tonguç’un eğitim anlayışı, bilimsel bilgi ve tavır kazanmış, siyasal bilinci olan, üretken, ürettiğinin hesabını sorabilen yurttaşlar yetiştirmeyi amaçlar. Tonguç Okulu, hayatın içinde; hareketli, canlı, iyimser insanlar yetiştiren bir okuldur. Şovenizme ve bireyciliğe karşıdır. Eşitlik kavramı ile güç ve yetenek kavramını birlikte düşünmektedir. Aslında yanlış olarak ortaya atılan “iş eğitimi” kavramı, Tonguç’un dünya görüşüne uygun değildir. Tonguç için ayrı bir “iş eğitimi ” yoktur. O, “iş eğitimi” kavramını, medrese kalıntısı ezberci, içe kapalı, hareketsiz İmparatorluk okuluna karşı bir slogan gibi kullanmıştır. Birçok kişi Tonguç’un, üreticiliği öne aldığını sanır. Bunun için de, yokluk yıllarının hummalı çalışmalarını, ya da onun eğitim anlayışını kavramamış bazı yönetici ve öğretmenlerin uygulamalarını örnek gösterirler. Hatta Kemal Tahir gibi Tonguç’u “köy insanına acımasızlık şampiyonu” gösterenler de vardır. Başta da belirttiğimiz gibi, Tonguç’un eğitim anlayışının temelinde ”insan en yüce değerdir” ilkesi yatar. Buna ters düşen hiçbir düşünce ve etkinliğin yeri yoktur. Tonguç okulunda kitap, “iş”ten önce gelir. Onun tüm yazıları birlikte değerlendirilmedikçe, sadece uygulamalara ve tekil örneklere bakılarak yapılan değerlendirmeler yanılgıya mahkumdur. Tonguç daha 1927 yılında yazdığı El İşleri Rehberi adlı ilk kitabında, iş okulunda kitabın önemine değinmiş, ezberciliğe, taklitçiliğe ve durağanlığa karşı olduğunu belirtmiştir:
Yeni usul öğretimin mühim vasfı, dersi işle öğretmektir.
Öğretmenin görevi, öğrencide bizzat bir şey icad etme merakını uyandırmak, bu gayeye hizmet eden yaratıcı araçların kullanılmasını doğru olarak çocuğa öğretmektir. Yaratıcı araçlara kuşkusuz kitaplar da dahildir, fakat ezberletilmemek şartıyla! Bizim düşündüğümüz öğretim usulüne göre, iş aracılığı ile bütün ders konularının öğretilmesi mümkündür. Şu noktanın da açıklıkla anlaşılması gerekir: İş okulunun temeli kabul edilen eğitsel iş ne demektir? İradeyi eğiten, çocuğun değişik organlarını ve yetilerini geliştirerek güç oluşturan, onu bizzat faaliyete sevk eden uğraşlardır.
İş aracılığı ile verilen bir dersin sonucunda mutlaka işimize yarayacak bir eserin ortaya çıkması şart değildir. İş kavramından anlaşılması gereken, zihinsel ve bedensel çaba harcayarak bir sonuç elde etmektir. Sonucun madde olarak somutlaştırılmış olması gerekmez. Amaçsız faaliyet göstermek de iş yapmak değildir. (El İşleri Rehberi, 1927, s. 16-17, eski harflerle)
Böylece, otuz yaşındaki Tonguç, eğitim anlayışını, daha sonra ülkemizde uygulanan Sanat Enstitüleri iş eğitimi anlayışından kesinlikle ayırmış oluyor. Tonguç okulunun ders araçlarının başında kitap gelmektedir. Köy Enstitülerinin amacı da, öğrencileri bir üretim aracı durumuna getirmek değildi. Evrimini tamamlayıp, normal çalışma düzenine girebilseydi, kuşkusuz eğitsel sınırları aşan iş etkinliklerine yer verilmeyecekti. Ancak Enstitü öğrencileri ve Tonguç’un okulları sadece tüketen, tükettiğinin hesabını bilmeyen okullar da olmayacaktı. 
Av. Güney Cuma Can

paylaş

ARŞİV HABERLER

SOSYAL AĞLAR