28.02.2019 / 09:27 Okunma Sayısı: 4159

Nedim Kurtdere

Samandağ ve Dil

Samandağ Ülkemizin en eski yerleşimlerden biri. Musa dağı eteklerinde deniz kıyısına uzanan alanda Antakya’nın bir liman kenti olarak kurulmuştur. Milattan önce yüz yıllara dayanan bir tarihe sahip olan Samandağ’ın ilk adı Selevkiya Pieria’dır. Samandağ’ın Geçmiş tarihini incelediğim o zamanlarda çok etkilenmiş gurur duymuştum. Bu etki geçmiş dönemde kurduğum Gazetemin adını “Uygar Selevkiya” olarak adlandırmıştım. Tarihçesini, farklı renklerle bezenmiş kültürünü ve ele aldığım her konusunu haz duyarak yazmıştım bugünkü gibi.
Samandağ’ın ilk girişinden itibaren “Hoş geldiniz” ile başlar güzelliği. Doğa görüntüsü cezp eder insanı. Dağ yamaçlarında kurulu mahalle sakinleri sıcaklığıyla karşılar sizleri. Samandağ’da Türk, Arap, Ermeni, Sünni, Alevi, Hıristiyan halkları yaşamaktadır. Irk, mezhep, din, dil ayırımı olmaksızın kardeşçe yüz yıllardır bir arada yaşayan dünyada örnek olmuş bir toplum. Türkçe, Arapça ve Ermenice konuşulan dillerle sarmalar içinizi. Meydan, Deniz ve Çevlik sahillerine ulaştığınızda güneş ısıtır. Deniz ve dalga hışıltısı dinlenmeye çağrıştırır. Hz. Hıdır makamı hangi inançta olursanız fark etmez güç verir sizlere. Yüzünüzü makama çevirdiğinizde huzur olur, içiniz ferah tutar sevgi dolu gülümsersiniz.
Samandağ’da var olan Kültür zenginlik Ülkemiz için çok önemlidir. Bir Ülkede farklı kültürlerin olması bir zenginliktir. Özellikle Samandağ’da yaşayan Arap Aleviler Ülkemiz geneline yaşamda saygıya, sevgiye, kardeşliğe ve barışa olan katkısı tartışılamaz. Arap Alevilerine yönelik öncülük tanımamda Samandağ da yaşayan diğer etnikleri geri planda bıraktığım anlamına gelmezsin. Bu coğrafyada yaşayan Arap Aleviler olduğu kadar, Sünnilerin, Ermenilerin ve Hıristiyanların da katkısı var. Çoğu Mahalleler Türk, Arap, Alevi, Sünni, Hıristiyan ve Ermeni sakinlerle oluşmaktadır. Böylesine güzellikleri yaşayan ve yaşatanlar devlet nezdinde el üstünde tutulması gerekir. Devlet nezdinde Samandağ hak ettiği hizmeti görmedi. Seçimden seçime Samandağ’ına gelip boş vaatlerden başka bir işe de yaramadı. Farklı etnik ve kimliklerden oluşan Ülkemizdeki toplum doğal olarak yaşam biçimi farklı, kültür gelenek, görenek ve konuştukları dillerde farklıdır. Bu farklılıklar Türkiye’nin bir gerçeğidir. Bu realite tarih boyunca hep göz ardı edildi. Son derece doğal, meşru ve insani olarak talep edilen haklardır. Verilenler ise hep kısmen oldu bugüne kadar.
ANADİLİN ÖNEMİ:
Arap Aleviler olarak anadilimizi sadece konuşmak değil bütünüyle öğrenmek istiyoruz. Dilimizin yaşatılması başta eğitim kurumları olmak üzere yetkililerin alt yapı zeminini oluşturmalıdır. Ülkemiz farklı etnik kimliklerden oluşmaktadır. Doğal olarak gelenek, görenek, kültür ve inançlara sahip olan toplumların yaşam biçimi, felsefesi farklıdır. Renga renk farklı renklerle donatılmış çiçek bahçesindeki Arap Aleviler ise görmezden gelinemez. Öz veya üvey ayırımı da yapılamaz. Sistem tarih boyunca asimilasyon politikalar uyguladı. Sadece Arap Alevileri değil diğer farklı kültür nakışları da zarar gördü. Sistemin dayatmak istediği kültür de yoz ve aynı zamanda bireyi kendi kültüründen soyutlamaktır. Kültürün yaşaması ve var olabilmesi için öncelikli araçlardan biri anadildir. Dil bilimciler dil tanımını şöyle tespit etmişler; “İnsanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan duygu, düşünce isteklerin ses şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına biçimlenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan seslerden örtülü çok yönlü ve gelişmiş iletişimi sağlayan bir araçtır. Bernard Şohw’ın sözünü hatırlarsak “kendi dilini bilmeyen başka dilleri de öğrenemez ve bilemez.”
Toplumun sosyal yönünün gelişimini sağlayan ve kültürünü var eden anadilidir. Dil insanlığın ortak değeridir. Bütün dillere, lehçelere, şivelere ve ağızlara saygı duyulması gerekir. Dolayısıyla sistemi yönetenler toplumun anadilini asimile ve yoz kültürü dayatarak ülkenin geri kalmasına katkı sunmaktan başka bir işe yaramaz. Toplum bilinçlendikçe kendi kültür değerlerini kavradıkça gerici zihniyete sahip olan sistemi yönetenlerden haklı taleplerini dile getireceklerdir. Toplum bilinçlendikçe herkes Anadili ile konuşacak, eksiksiz öğrenecek. Anadiline sahip çıktığı ve yaşattığı ölçüde kültürel değerlerine de sahip çıkacak. İşte o zaman bu kısıtlamaları yapan sistemin koruyucuları geriye dönüp ne kadar yanlış yaptıklarını da göreceklerdir. Baskıcı ve yasaklayıcı, öteki toplum, beri toplum siyaset anlayışı sadece Türkiye’nin geriliğine hizmet eder. Bu nedenle sistematik olarak uygulanan asimilasyon politikaların sonlandırılması gerekir. Türkiye halk dilinde bugüne kadar söylene gelen; “gelişmiş ülkelerden elli yıl gerideyiz” geriliği gelişmişliğe taşımakta gelişmiş ülkelerden örnek alarak gelişmez. Bu sadece stratejisiz alt yapısı yapılmadan günü kurtarma uygulamalardır. Bölgemizde ve yöremizde yaşayan Arap Toplumunun sürekli dinlendirdiği, talep ettiği sadece demokratik çerçevesi içinde olan taleplerdir. Herkese eşit ve adil bir yaklaşım perspektifinin bakış açısı ile Türkiyelilik kavramının hayata geçmesidir.
Gerici zihniyete sahip olan yöneticiler bugüne kadar İnsanlığa ve insan haklarına ait olan haklar kısmen verildi. Fakat çoğu alanda insan hak ihlalleri yaptı. Kısmen verilen haklarda yaptık, ettik gibi söylemlerle kendilerini avutmaya çalıştılar. Avrupa Birliğine gireceğiz diye avazları çıkıncaya kadar bağırıp durdular. “Dün olduğu gibi bugünde aynı noktada yerinizde sayıyorsunuz.! Oturduğunuz yerde Ülkenin gelişimini de engel olmaya sebep oluyorsunuz”. Zira toplum kendine ait ve yüz yıldır konuştuğu dili politik malzeme edilmesine rağmen ve olumsuz uygulamalara rağmen bugüne taşımaya başarmıştır. Bu konuda yaptığım araştırmalarda toplumun anadili yaşatma bilincinin geliştiğini görebiliyorum. “Biz gerçekten anadilimize sahip çıkmalı, öğrenmeli, konuşmalı ve çocuklarımıza öğretmeliyiz” gibi bire bir görüştüğüm anne ve babaların anadil okulu, kurs ve benzeri taleplerini duymaya başladım.
Üniversiteli Gençlerimizi dinlediğimde; asimilasyon politikalarına karşı bir direnç göstermek amacında olduklarını ve bu yönde kısa “Arapça film” yapım çalışmaları başlattıklarını duydum. Umudu yarınlara taşımak için Bunları duymak, görmek ve yapmak istediğimiz güzel şeylerdir. Yıllardır konuştuğum (uz) dil üzerine demokrasi ve yasal zeminde talepler ve mücadeleler sonucunda belli kazanımlar sağlandı. Ülkenin politik konjontktürel yapısı istediğimiz gibi olmasa da değişkenliğe uğradığını görüyoruz. Arap Alevi toplumu Anadilini geçmiş tarihten günümüze kadar sadece kendine özgü şivesi ile konuşularak günümüze taşıdı. Sistemin tüm dayatmalarına rağmen sadece lehçe olarak kullanarak bugünlere taşıması Arap toplumu için bir başarıdır. Toplumun anadilinin okuru - yazarı olması günümüzün koşullarında bir insan hakkıdır. İnsanlığa hak ihlaline karşı anadilin yaşatılması idealize edildiğinde ise; birey, toplum ve sosyal yaşam dinamiği arasında sosyal etkileşim ağlarının oynadığı rolün önemi ortaya çıkar. Kültürel değerler, kan bağları, etnik, kolektif bilinç, beğeni ve beklentiler bu mekanizmanın bir parçasıdırlar. Bu anlamda anadilinize sahip çıktığınızda ve geleceğe taşıdığınızda gelecek kuşaklara anlatabilecek bir güzelliğiniz olacak.
Nedim KURTDERE

paylaş

ARŞİV HABERLER

SOSYAL AĞLAR

ZİYARETÇİ SAYISI

103.795 kişidir.