17.09.2018 / 09:41 Okunma Sayısı: 330

Nedim Kurtdere

BİLİMSEL EĞİTİM İSTİYORUZ

2018-2019 Eğitim öğretim yılı bugün itibariyle başladı.
Geçmişte olduğu gibi bugünde yeniden başlayan eğitim yılına başarılar dileklerinde bulunacağız.
Seçtiğimiz en güzel süslü kelimelerle temennilerimizi dile getireceğiz. Oysa eğitim sistemimizin içeriğine baktığımızda dileklerimize ve istediğimiz şekilde eğitime yansımıyor.
Okula yeni başlayan öğrenciler olmak üzere tüm öğrencilere başarılar diliyorum. Öğretmenlerimize başarılar kolay gelsin. Konuya bilerek mecazi anlamda giriş yaptım kısmen, sözüm ona Eğitim yetkililerini iğneleyerek. Çünkü ülkemizdeki eğitim sistemi yıldan yıla çağdaş, bilimsel kolektif eğitimden uzaklaştırılıyor. Yerine niteliksiz ve düzensizliğe sürüklenerek çocuklarımızın geleciği ile oynuyor. Eğitim sorunlarının ağırlaşmasının en büyük nedeni AKP iktidarının eğitime bakışı ve uyguladığı eğitim politikalarıdır.
Çocuklarımız okul başlangıcından itibaren öğrenime değil sınavlarda alacakları başarı puan baskısı dayatılıyor. Çocuklar sınavlarda “ya başaramazsam” korku psikolojisiyle büyüyor. Özellikle bu yıl uygulanan liseye geçiş sınavları tam bir trajedi.
Yazar düşünür, aydın ve eğitim alanında uzman olanlar eğitim sisteminin geliştirilmesi için getirecekleri önerileri Cumhurbaşkanı R.T Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanlığı dikkate almalıdır.
AKP on altı yıllık iktidarı süresince eğitim sistemini yapboz tahtasına çevirdi. On altı yılda yedi farklı Eğitim Bakanı geldi, on dört farklı sistem değişikliği yapıldı.
Okul öncesi eğitim iptal edildi. 4+4+4 sistemi uygulama getirildi.
Gelişmeleri sorguladığımızda yalnız eğitim açısından değil, içerdiği amaçlar ve yaratılmak istenen yeni nesil modeli yönünden de tam bir yıkımdır. Eğitimde yıllardır din dersi zorunluluğu dayatılıyor.
AİHM’ in zorunlu din dersleri ile ilgili kararına rağmen ilkokula dayatılması eğitimin tek din tek mezhep anlayışına göre biçimlendirildiğini görüyoruz.
Eğitimde yıllardır acil çözülmesi gereken sorunları bir tarafa bırakan Milli Eğitim Bakanlığı hedefine uygun olarak bilimden uzak dindar bir nesil yetiştirmeye çalışıyor. Ülkemizin konjuktürel yapısına uygun şekilde herkese vicdan özgürlüğü tanımalıdır.
Dindar ve çocuklarını din öğretmek isteyen velilerin tercihine saygı duyuluyorsa, duyuyorsak, hayır din ağırlıklı okullarda değil eğitimin içeriğinde bilim ağırlıklı okullarda çocuklarını okutmak isteyen velilere de saygı duyulmalı gereken bilimsel eğitim ortamı sağlanmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığının Anadil öğrenimi için ikincilikli uygulamaları, anadil öğretmenlerinin atanmaması nedeniyle çocuklarını anadili öğretmek isteyen veliler tarafından eleştiriyor. Anadil öğrenimi için geçen yıllarda kısmen de olsa atılan adım ve getirilen uygulamalar için umutlanmıştık.
Türkiye’de işleyen sistem tarafından bu gerçeklik tarih boyunca hep göz ardı edildi. Talep edilen haklar ile verilenler hep kısmen oldu bugüne kadar.
Demokrasi kültürü diye tabir ettiğimiz olgu günümüze kadar bir arpa boyu yol gidilemedi maalesef. Hep yazdık – çizdik ve söyledik. Mevcut farklılıklar zenginlik olarak kabul edilmeli, kültür gelenek ve görenekler korunmalıdır diye. 1980 öncesi ve sonrası bir tabloyu karşımıza koyarak irdelersek eğer çok ağır bedellerle bugünlere gelindiğini görebilir geleceğimizi de bu yönde belirleriz.
Dil bilimciler dil tanımını; “İnsanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan duygu, düşünce ve isteklerin ses şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına biçimlenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan seslerden örtülü çok yönlü ve gelişmiş sistem” olarak tanımlar.
Tanıma destek olması açısından Bernard Sohw’ın sözünü hatırlatmak isterim. “Kendi dilini tam olarak bilmeyen başka dilleri de bilmez” Sonuç itibariyle; başta öğretmen yetiştirme ve atama problemleri ile karşı karşıyayız. Personel istihdam sorunları, derslik açıkları, fiziki ortam yetersizlikleri, kalabalık sınıflar, öğretmensiz okullar, bilimsellikten, sanattan ve sosyal aktivitelerden uzak sorunlarla bir eğitim sisteminden bahsediyoruz. Eğitim öğretim birinci, ikinci ve üçüncü sınıf vatandaşlara göre işletiliyor.
Oysa çağımızda gelecek yarınlarımızın çocuklarını yetiştirirken herkese eşit açık şeffaf ve hesap verilebilirlik bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır.
Müfredatlarla ilgili bir başka husus, değer ve davranış biçimleridir. Bu değerler arasında önemsediğimiz insan hakları, barış, hoşgörü, cinsiyet eşitliğe, farklılıklara ve çevreye saygı gelmektedir. Eğitim özgürce tartışabilen, otoriteleri sorgulayabilen, dünyaya açık farklı insanlarla birlikte çalışabilen, üreten aktif bireyler yetiştirmelidir. Milli Eğitim Bakanlığına yeni atanan Ziya Selçuk’un bu yıldan itibaren Eğitim öğretim sistemine ne gibi olumluklar katacağını bekleyip göreceğiz.
Nedim KURTDERE

paylaş

ARŞİV HABERLER

SOSYAL AĞLAR